İzlemeli şeyler / 23 Ocak 2015 Cuma

Efsane Rolleri Reddeden 10 Aktör

Jack Nicholson - Michael Corleone (The Godfather/Baba)

Sayısız harika performansı ile çoğu sinemaseverin hafızasına kazınmış Jack Nicholson, Francis Ford Coppola’nın 1972 tarihli başyapıtı ve sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olan The Godfather (Baba) filminin baş karakteri olan Michael Corleone rolünü kendisinin 30’lu yaşlarının ortalarında oluşu, bu yüzden de kendisini rol için yaşlı bulması dolayısıyla reddetmiştir. Filmde 20’li yaşlarda bir karakter olması gereken Michael’ı düşündüğümüzde bu anlam verilebilecek bir düşünce. Nicholson’ın rolü reddetmesi sayesinde Al Pacino rolü kapmış ve izleyiciye unutulmaz bir performans sunmuştur. Eğer bu rolü reddeden başkası olsaydı hala pişmanlıktan ağlıyor olabilirdi dostlar, fakat Nicholson abimiz 70’lerden itibaren “One Flew Over the Cuckoo’s Nest” (Guguk Kuşu), “As Good As it Gets” (Benden Bu Kadar), The Departed (Köstebek) ve “The Shining” (Cinnet) gibi nice olağanüstü filmde rol alarak bu hatasını fazlasıyla telafi etmiş, “Guguk Kuşu” ve “Benden Bu Kadar” filmleriyle iki Oscar kazanmıştır.

Sean Connery - Gandalf (The Lord of the Rings/ Yüzüklerin Efendisi)

Sean Connery, nam-ı diğer ilk James Bond, yarım asra yakın bir süre boyunca kitaplarıyla milyonları kendine hayran bırakmış J.R.R. Tolkien’in ölümsüz serisi “Yüzüklerin Efendisi”nin sinemaya yeni uyarlanacağı zamanlarda yönetmen Peter Jackson tarafından efsanevi Gandalf rolü için ilk tercihti. Fakat Connery hiç düşünmeden bu fırsatı es geçmiş, daha sonra bir röportajında da Yüzüklerin Efendisi ile ilgili “Kitapları okudum, filmleri de izledim fakat hala bir şey anlamadım.” Diyerek senaryoyu anlayamadığını, belki de kinayeli bir şekilde filmin de kitapların da “biraz saçma” olduğunu belirterek benim gibi Tolkien fanlarını biraz üzmüştür. Gandalf rolünü ise Ian McKellen, hem “ Yüzüklerin Efendisi” hem de “ Hobbit” üçlemelerinde başarılı bir şekilde canlandırmıştır.

Michael Madsen - Vincent Vega (Pulp Fiction/Ucuz Roman)

Pulp Fiction’ın yönetmeni Quentin Tarantino ile 1992 yılının efsanesi Reservoir Dogs (Rezervuar Köpekleri) filminde çalışan Madsen, 1994 yılında çekilen Pulp Fiction’ın baş karakterlerinden biri olan Vincent Vega rolünü “Wyatt Earp” filminde oynamak için söz verdiği gerekçesi ile reddetmiş, rol ise John Travolta’ya gitmiştir. Travolta bu rolüyle Oscar’a aday olmuştur. Madsen abimiz ise daha sonra Tarantino’nun “Kill Bill Volume I” ve devam filmi “Kill Bill Vol. 2”da Bill’in kardeşi “Budd” rolüyle yer alıp bizim Quentin’in gönlünü almıştır. İkili, Tarantino’nun Aralık 2015’te vizyona girecek “The Hateful Eight” isimli filminde dördüncü kez bir araya gelecek.

Will Smith – Neo (The Matrix)

Bir Wachowski Kardeşler efsanesi olan The Matrix üçlemesini hepimiz izlemişizdir, peki Keanu Reeves onu canlandırmasaydı Neo bugünkü Neo olur muydu, cevap size kalmış. Will Smith Neo karakteri için ilk düşünülen isimdi fakat o dönemde başrolünü oynadığı “Wild Wild West” (Vahşi Vahşi Batı) filminin çekimleri sürdüğü için bu teklifi geri çevirmek durumunda kalmış. Daha sonra bir röportajında Neo rolünün hakkını verebileceğini düşünmediğini, bu düşüncesinin de kararını etkilediğini söylemiş kendisi. Hal böyle olunca da Neo karakteri Keanu Revees’in oyunculuğuyla bir başka olmuş.

Kevin Costner – Andy Dufresne (The Shawshank Redemption/ Esaretin Bedeli)

Sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olarak gösterilen Esaretin Bedeli’nde başrol teklifi alan ve bir sebep göstermeden bu teklifi reddeden Kevin Costner listemizin 5. sırasında yer alıyor. 1994 yılına gelindiğinde Costner “JFK”, “Bodyguard” , “Robin Hood” gibi kendisini süper starlığa yükselten filmlerde rol almış, altın çağını yaşayan bir aktördü, kadroda yer alması “Esaretin Bedeli”nin başarısını ikiye dahi katlayabilirdi ama O filme dahil olmamayı seçti ve “Waterworld” (Su Dünyası) filminde yer aldı. Film gişede başarıya ulaşsa da eleştirmenler tarafından basit ve kötü olarak görüldü ve bu dönemden sonra Costner’ın kariyeri eski zirvesine tekrar çıkamadı. Esaretin bedelini de Tim Robbins ödemiş oldu.

Mickey Rourke - John Keating (Dead Poets Society/ Ölü Ozanlar Derneği)

Konu Mickey Rourke usta olunca reddettiği büyük projelerin sayısı dağları aşıyor. Ünlü aktör 1990’ların başında oyunculuktan uzaklaşıp kendini Boks sporuna adamış, bu dönemde hem “Pulp Fiction” (Ucuz Roman), From Dusk Till Dawn (Gün Batımından Şafağa), “Bad Boys” (Belalı İkili) gibi birçok filmden gelen başrol tekliflerini reddetmiş, hem de 80’lerin en karizmatik yüzlerinden biriyken boksta yediği yumruklarla ve daha sonra bu yumrukların izlerini kapatma amaçlı girdiği ama işi daha da kötüleştiren ameliyatlarla kendini tanınmaz hale sokmuştur. Rourke’un 80’li yıllarda teptiği fırsatlardan biri olan ve daha sonra Robin Williams’a giden John Keating rolü onun 80’lerdeki tek fırsat tepişi de değil. Rourke 1987 yapımı “The Untouchables” (Dokunulmazlar) filminde Kevin Costner’a giden başrolü ve 1988 yılında ise hem “Rain Man” (Yağmur Adam) filminde Tom Cruise’a giden hem de “Die Hard” (Zor Ölüm) filminde Bruce Willis’e giden başrolleri reddetmiştir. Son yıllarda “Sin City” ve “The Wrestler” gibi kült filmler ile eski ününün birazına da olsa kavuşmuştur Mickey abimiz.

John Travolta – Forrest Gump (Forrest Gump)

Efsane olmuş her film gibi, Forrest Gump’ta da şimdi bakıldığında başrolde Tom Hanks’ten başkasını hayal etmek zor, ne var ki Gump rolü için Robert Zemeckis’in ilk tercihi John Travolta idi. Travolta 80’lerin sonundan beri kariyerinde sıkıntılar yaşıyor “Saturday Night Fever” ve “Grease” günlerini mumla arıyordu fakat, nedendir bilinmez, yine de Forrest Gump rolünü reddetti. Tom Hanks ise Gump rolüyle evine bir Oscar götürdü - ki bu Travolta’yı daha da bir deli etmiştir herhalde- ve film 600 milyon doları aşan bir hasılat yaptı. Travolta aynı yıl Tarantino’nun “Pulp Fiction”ında başrolü alarak kariyerinde tekrar çıkışa geçmiş ve bu rolüyle En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ına aday gösterilmiş olsa da Forrest Gump rolünü reddetmekten duyduğu pişmanlığı sık sık dile getirmiştir.

Mel Gibson – Maximus (Gladiator/Gladyatör)

Şu aralar yaptığı filmlerden çok kırdığı potlarla anılan Mel abimize Braveheart (Cesur Yürek) filminde olduğu gibi bir kez daha kılıç-kalkan kuşanma şansı verilmiş ama Gibson abimiz bu şansı Maximus rolü için çok yaşlı olduğunu düşündüğü için - ki 2000 yılında kendisi 40’lı yaşlarının ortasındaydı - tepmiştir. Oysaki filmin usta yönetmeni Ridley Scott bu rol için ondan başkasını düşünememiş, beş yıl önce Braveheart’ta ortaya koyduğu performanstan çok etkilendiğini belirterek ısrarlarda bulunmuştur, ama nafile. Aynı yıl “The Patriot” (Vatansever) gibi iyi bir film yapması acısını az da olsa dindirmesine rağmen Maximus rolünü reddettikten sonra Gibson eski şöhretini hiçbir zaman yakalayamadı ve son dönemlerde kırdığı potlar bunu iyice imkansızlaştırdı, “Mad Max”, “Lethal Weapon” (Cehennem Silahı), ve “Braveheart” gibi filmlerle yakaladığı şöhreti mazisinde hoş bir anı olarak kalmış oldu.

Edward Norton - Pvt. James Francis Ryan (Saving Private Ryan/Er Ryan’ı Kurtarmak)

1998 klasiği “American History X” (Geçmişin Gölgesinde) ve tüm zamanların en iyi filmlerinden biri olarak gösterilen 1999 yapımı kült klasik “Fight Club” (Dövüş Klubü) filmleriyle süper starlığa adım atan usta oyuncu, yıldızının parladığı bu dönemlerde Steven Spielberg tarafından “Er Ryan’ı Kurtarmak”ın Er Ryan’ı olarak seçilmiş, fakat bizim Ed Norton bu teklifi reddetmiştir. Daha sonra “The Score” (Skor), “The Italian Job” (İtalyan İşi) ve geçtiğimiz yıl “The Grand Budapest Hotel” (Büyük Budapeşte Oteli) ve “Birdman” gibi popüler filmlerde yer alarak Er Ryan rolünü kabul etmeyişini kariyerinde telafi ettiği söylenebilir.

Charlie Sheen – Pete “Maverick “ Mitchell (Top Gun)

Top Gun filminde, yönetmen Tony Scott tarafından kendisine sunulan Maverick rolünü karakteri oynamak için çok genç olduğu gerekçesiyle reddeden Charlie Sheen şüphesiz sinema kariyerinin en büyük hatalarından birini yapmıştır. Aynı yıllarda “Platoon” (Müfreze), “Wall Street” (Borsa), ve “Money Talks” (Para Konuşur) gibi popüler filmlerde yer alan Sheen’in Top Gun’daki rolü reddetmesi bir hayli garipsenmiştir. Son dönemlerde özel hayatında yaşadığı skandallar ve alem yapmaya düşkünlüğü yüzünden iyi projelerde yer almakta sıkıntı çeken Charlie abimiz eğer bu rolü kabul etseydi kariyerinin en iyi filmlerinden biri Top Gun olacaktı. Olsun Charlie abi, biz seni böyle de seviyoruz.

NohutKafa