Komedi Şakası / 7 Mayıs 2015 Perşembe

5 Maddeyle İlkokula Dönüş.. "Emanetçi Öğretmen" Trajedisi

İlkokul.. hemen herkesin ileride nasıl insanlara dönüşeceğinin az çok belli olduğu torna atölyeleri. Ya da klişe öğretmen tabiriyle tam bir çiçek bahçesi! Arada bir kafamıza indirdikleri cetveli saymazsak güzel insanlardır esasında ilkokul öğretmenleri. Birçoğumuzun musmutlu anılarına ev sahipliği yapmış olan ilkokul sıralarının, birdenbire yanmış bir tarlaya dönüştüğü zamanlar da olmuştur. Yavaş yavaş gözünüzde canlanmaya başladı birşeyler değil mi? Saçını kestirmediği için tüm sınıfın önünde saçına tren yolu yapılmış çocuk olmak dışındaki en büyük ikinci trajedi; EMANETÇİ ÖĞRETMEN'dir! Bir sebepten ötürü öğretmeniniz o gün okula gelmemiştir. Ve pek tabii bu minik çiçekler sahipsiz kalmasın diye sınıfa yabancı bir öğretmen verilmiştir.

SINIFI MI ŞAŞIRMIŞŞŞŞ!

Sıradan bir okul sabahında öğretmenlerinin gelmesini beklerken, kapıda beliriveren o yabancı yüz karşısında tehlike anında donakalan kuzular gibi mimiksiz bakar ilkokul yavruları. "Bu yabancı da kim? Hem öğretmenimiz nerde kaldı?" Jeton yuvasından henüz düşmediği için o saf, naif ve biraz da kendi çöplüğünde olmanın verdiği cesaretle "öğretmenimiz daha gelmediiiieeaa" şeklindeki o çok sesli bilgilendirmeyi yapan mübaşir kılıklı birkaç öğrenciyi umursamadan buz gibi bir edayla içeri girmiştir artık emanetçi öğretmen. Artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacaktır.

SEN, SEN, SEN... GEÇİN BAKAYIM BU TARAFA!

Jetonun düşmesinden hemen önceki o kısacık anda, bu yabancının yanlış sınıfa girdiği inancıyla itişip gülüşen sınıfın haşarıları, bir gerilim anında bu yetişkinin ilk kurbanları olacaklardır. Daha okulun ilk günden itibaren kendi öğretmenlerinin "kulaklarından tutulmak" suretiyle kafaların birbirine tokuşturulmasına tolerans geliştirmiş bu öğrencilerin de bir korku eşiği var tabi. Kasabaya artık yeni bir şerif gelmiştir. Ve alışılmadık yöntemlerinin olduğu su götürmez bir gerçektir.

AMCA BEN SİLERİM TAHTAYI

Sınıfta herkesin bir rolü vardır ve her öğrenci müthiş bir performansla kendi rolünü sahiplenir. Ispitçisi, titizi, çalışkanı, uykucusu, mızmızı, tahtadan sorumlusu, sürekli çişi geleni vs... Sınıfa yaptığı heybetli girişin ardından ilk icraati, "ezber bozmak" olur emanetçinin. Yaşlı gözlerle izler, başka eller tarafından silinen biricik kara tahtasını, tahtayı silmeyi kendine vazife bilmiş olan öğrenci. Artık bir kimliği yoktur. Dünya başına yıkılmıştır. İtiraz bile edememiştir bu yeni öğretmenin tahtayı silme işini bir başka öğrenciye vermesine. (Ki o öğrenci komutu aldığı gibi güle oynaya zıplamıştır tahtaya) İşte böyle bir günde fark etmiştir tahtanın eski sahibi, aslında koltuğunda hep kimin gözünün olduğunu. Emanetçi öğretmene seslenirken yabancılaşıp heyecandan"amca ya da teyze" diye hitap edenlerin tahta silme şansı pek yoktur.

EN GÜVENLİ YOL GÖZ TEMASI KURMAMAKTIR

"Bu kara gün kimbilir daha ne gibi sürprizlere gebe" hissiyle, minicik sıralarının aralarında devasa cussesiyle dolaşmakta olan emanetçiyle göz göze gelmemeye çalışır gariban kuzular. Birden herkes irkilir emanetçinin “soyleyin bakalim cocuklaaaarrr” diye gürleyen düz ve herhangi bir duygu içermeyen sesiyle. Birşey sormuştur emanetçi; ama ne sorduğu hakkında kimsenin hiçbir fikri yoktur. Çoğunlukla bu soru, esas öğretmenin henüz işlemediği bir yerden sorulur. Neden bilinmez ama bu, eğitim hayatının olmazsa olmaz klişelerinden biridir. Soruya verecek cevabı olan bir öğrenci varsa da, bu yabancının insanı geren hipnotik etkisiyle çoktan hebelüp'e bağlamıştır bile.

SEN GEL BAKALIM TAHTAYA

Kahve tepsisine muntazamca dizilmiş fincanlar gibi sıralarında kıpırdamadan durur bu bebeler. Ve kafalarını hareket ettirmeden, sadece gözleriyle birbirlerine dokunarak "noluyor lan?" şeklinde bakışlar fırlatırlar sınıfın dört bir yanına. Kendilerinden bir türlü cevap alamadığı bu tek tip traşlı ve kıyafetli fincanların huzursuz kıpırdanışlarına sinirlenen emanetçi, varlığını ve kudretini ıspat etmek için bir sonraki hamlesini yapar. Kafasına göre seçtiği bir öğrenciyi tahtaya kaldırarak yazı yazdırır. Heyecandan titreyen minik eller, bir süra sonra yorgunluğun da etkisiyle iyice zangırdamaya başlar. Bu talihsiz öğrenci, 35'ine geldiğinde bir gün ansızın fark edecektir "yazın da pek güzelmiş" cümlesindeki ironik samimiyetsizliği. şablonlar alt üst, şablonlar bin parçadır. Çünkü babadan öte öğretmenleri (zaman zaman sertleşse de) onlarla konuşurken hiç ironi kullanmamıştır ve 35'ine kadar yazısının güzel olduğuna vurgu yapan bu "tek" anıya tutunmuştur.

KENDİ ÖĞRETMENİN GÜVEN VERİR

Her birimizin bir Einstein veya Picasso olamamasının tek sorumlusu olmasalar da, "aidiyet hissinin ve güvende olma"nın nasıl yerle bir edilebileceğinin tarihi birer ıspatıdır emanetçi öğretmenler. Kendilerini saygıyla ve çok sesli mübaşirlerimizin ıslık sesleri eşliğinde anıyoruz..

Güneş Turhan